Bir hayalle başladı her şey…

Oyun dergilerini okuyarak geçti çocukluğum. Her yeni sayıyı merakla bekler, her yeni çıkan oyun dergisini alırdım. Büyünce ben de dergilerde yazacağım, oyun editörü olacağım diyordum ama sadece hayal kurarak olmazdı elbet, bir şeyler de yapmak gerekirdi.

Babamın matbaacı arkadaşının getirdiği tutkallı boş kağıtlara her ay GametoGame ismiyle kendi dergimi yazardım. Alabildiğim veya bilgisayarımın kaldırdığı oyunları oynayarak inceler, diğerlerini de dergilerdeki incelemeleri okuduktan sonra sanki oynamış gibi yazardım. Bu heyecan ve istekle başladı aslında oyun basınındaki görevim; ilk işverenim kendimdi.

Kimmiş bu yakışıklı? Aaa benmişim.

Sene 2004. İnternetin dolu dizgin geldiği, “Naber la kestanecii” replikli İxir’in, TürkNet’in, Superonline’ın, e-Kolay’ın devasa firmalar olduğu yıllar. İnternet çağının artık kurdelesinin kesildiği, milletin aktığı dönemde elle sadece kendi kendime ya da eve gelen arkadaşların okuduğu dergiyle yetinmek olmazdı. Önce HTML öğrenerek Gametogame.net’i kurdum. Benim gibi insanları bulmak için forumlara girip ilanlar açtım. Maillerin posta gibi olduğu senelerden bahsediyorum, öyle bildirim falan yok. Mail atıyorsun, karşıdaki çevirmeli ağ ile ne zaman internete bağlanıp mailini kontrol ederse o zaman görüp cevap yazıyor; belki 2, belki 3 gün sonra. Bu şekilde birkaç kişi ekip toplantısı yapıp yazı planı çıkarırdık. Gelen yazıları sadece HTML bildiğim için elle siteye eklerdim. Sonra ASP öğrenip biraz daha otomatik hale getirmiştim. Özellikle sitenin haber kısmı için bir admin paneli oluşturduğumda önümde kimse duramazmış gibi hissediyordum 🙂

Evde, özellikle de çocuk başıma online maceramı pek ilerletemeyeceğimden dolayı şansımı, hayalim olan dergilerde denemeye karar verdim. Elektronik meslek lisesi okuduğum için lise 3’te staj hakkım vardı. Biraz şans, biraz da hırs yardımıyla o dönem tekrar yayın hayatına başlayan GamePro’da staja kabul edildim. Benim için harika bir 9 ay geçti diyebilirim. O kadar tutkulu başladım ki işe, ilk sayılarda özellikle her gördüğüm oyunu inceliyordum. Sonrasınca “inceliyordum” yerine “incelemek istiyordum” oldu ama performans kaybımı konuşmanın yeri değil burası.

Başlıkta IGN yazıyor biliyorum ama benim için başlığın ikinci yarısı, yani “oyun basını maceram” kısmı daha önemli. O yüzden de konuyu IGN’e getirene kadar biraz uzun tuttum. GamePro’dan sonra çeşitlik online ve basılı mecralarda yazarlık ve editörlük yaptım; Yahoyt.com, ShiftDelete.Net, Level, PC World bunlardan birkaçı. Artık yazarlık tecrübem varken, internette de işler epey kolaylaşmışken yeniden kendi macerama atılmanın zamanı geldiğini düşündüm ve SüperKarga’yı Murat Sağlam ile birlikte kurduk.

Şimdi size garip gelecek ama 2012 yılında SüperKarga’yı kurarken şöyle düşünüyorduk; “Oyun oynayan herkes film izliyor, film izleyenler oyun oynuyor, aynı zamanda dizi izleyip müzik de dinliyorlar. O zaman biz neden tüm bu konuları birleştirmiyoruz?”. Amerika’yı yeniden keşfetmedik tabii bu cümle ile ama ana teması tek bir konu olmayan bir site tasarlamak istemiştik. Daha sonradan oyun, dizi ve sinema üçgenine dönüşmüş olsa da fikrimiz dolaylı olarak başarılı oldu. Oyun ve teknolojileri siteleri de artık bu tarz içeriklere ağırlık vermeye başladı. Çeşitli sebeplerle (burası da çok ayrı bir yazı konusu) SüperKarga’nın da sonuna geldiğimizde IGN ile temaslara başlamıştım.

Şu ana kadar her bir iş aslında bir hayalle başlamıştı. Her seferinde bir hayalimi gerçekleştiriyordum. Oyun mecrasında yazmak istiyorsam kendi mecramı kuruyordum, bir dergide yazmak istersem direkt veya dolaylı olarak orada yazıyordum. 2015’in sıcak yaz aylarının başladığı (hiç hatırlamıyorum o yaz ne kadar sıcak geçmişti, sadece edebi gözüksün diye yazdım 😛 ) günlerde IGN de yine bir hayalle başladı. Bir süredir boşta olan IGN Türkiye’nin akıbetini sormak için Ziff Davis ile yazışmaya başladım. Acaba olur mu, yapabilir miyim, lisansı alabilir miyim gibi soruların etrafında geçen yaz sonunda parayı denkleştirip IGN Türkiye’nin lisansını almayı başardım. Çocukken oyun dergilerinde yazar olmak istiyorum derken, dünyanın en büyük oyun mecrasının Türkiye şubesinin başına kadar gelmiştim.

Bir başarı, tek nokta ile özetlenemez tabii; süreç içerisindeki her detay sonucu belirler. O yüzden kendimi başarılı bulduğumu söyleyemem. Başarısız olduğum konu bence başarılı olduklarımdan çok daha fazla olduğu için SüperKarga ve sonrasında IGN Türkiye hayatta kalmayı başaramadı. IGN Türkiye’nin en önemli problemi maddi giderinin yüksek olmasıydı ki eldekini maddi gelire dönüştüremeyince zaten kendi kendini bitirdi. Ülke şartları, dolar kurları gibi birçok konu etki etse de dinamiklere karşı dirençli bir yapı kuramamak da benim hatamdı.

2015’in Eylül ayında güzel hayallerle başladığımız IGN Türkiye macerası, hızlı yükselişin ardından uzun bir yaprak dökümü dönemine girdi. Önce ekibi kaybettik, sonra yeniden ekip kurmaya çalıştık derken ardından o ekibi de kaybettik. Ekip bence her alanda başarının en önemli etkenidir. Ekibi bir arada tutamayınca, sitenin başlarda okuyuca aktarabildiğimiz güzel sinerjisi de kayboldu.

Kişisel maceramdan bahsettim ama IGN Türkiye’de birlikte çalıştığımız ilk dönem yol arkadaşlarım; Murat, Baran, Emre, Billur, Dilara, Bahadır, Burçin, Oğulcan, Gül ve Gürkan’a çok ama çok teşekkür ederim. Sayenizde 7-8 ay boyunca IGN Türkiye’nin en parlak dönemini yaşattık. Biraz güldük, biraz tartıştık, bazen hararetli bazen de konudan sapan eğlenceli toplantılar yaptık. Sonunda işimizi maddiyata çeviremeyince başarısızlık da kendiliğinden gelmiş oldu. Ancak zor süreçte de dayandığınız için ayrıca teşekkür ederim. Bu süreçte önce dışardan başladık, sonra ofis tuttuk işleri büyütürüz dedik, umduğumuz gibi gitmedi.

Bir de ikinci IGN Türkiye ekibi var. Sitenin durulduğu, içeriklerin yok denecek kadar az girdiği bir dönemde Murat çıkıp gönüllülerden oluşan bir ekip kurmayı teklif etti. IGN’e sürekli olarak mailler geliyordu, sitenin bu haline çok üzülüyoruz elimizden bir şey gelirse yardım etmek isteriz diyordu hevesli gençler. Hepsinde kendi hırsımı görmedim desem yalan olur. Tamam dedik, bu işe girişip gönüllülerden oluşan bir ekip kuralım. Ancak normalden çok daha zor bir yoldu bu gönül işi. Düzen kurmak, amatörlükle profesyonellik arasını düzgün tutturmak derken yine birkaç ay ekiple götürmeyi başardık. Gönüllünün en zor kısmı da sirkülasyonun çok fazla olmasıdır. Zaten gönüllü bir iş olduğu için insanlar ellerinden geldiğince, zamanından çalabildikçe yazıp katkı verirler. Ancak hobi işe dönüştüğü zaman kafada öyle bir ağırlaşır ki, kısa süre sonra pes edersin. Hatta bu vesileyle sosyal mesajımı da sıkıştırmış olayım, “oh ne güzel hobini işe çevirmişsin” diyenlere veya denilenlere heveslenmeyin sakın, hobinin işe dönüşmesi her zaman güzel bir şey değil. Sevdiğin işi yapmakla hobinin işe dönüşmesi arasında dağlar kadar fark var.

İkinci ekipten de İrem, Tolga, Aydın, Serenay, Emrah ve beni bağışlasınlar ama adını unuttuğum diğer katkı verenlere çok teşekkür ederim. Hepiniz elinizi taşın altına sokarak IGN Türkiye markasını yaşatabilmek için çalıştınız.

2018 yılına girerken artık IGN’in de sonuna geliyorduk. Ekip tekrar dağılmış, bizimse yoğun sirkülasyonlu bir ekibi yönetme gücümüz kalmamıştı. Haliyle maddi olarak da zaten haddi hesabı olmayan bir şekilde içerdeydik. Böyle olunca alternatiflere yönelir olmuştum ki PlayStation’ın ajans değişikliği sırasında bana bir iş doğdu. Çok da güzel oldu, artık işin diğer tarafına geçebilecektim. Özellikle basın tarafında yıllar boyunca PR’cılarla konuştuğum için basının isteklerini az çok biliyordum. Bir de her konuda atıp tutarsınız ya; “Arkadaşım bu işi şöyle şöyle yapsalar aslında çok güzel olacak da işte yapmıyorlar, ah ben olsam” gibi… Buyur sana fırsat, gel yap o zaman diyordu hayat bana. Ben de balıklama atladım.

İtiraf etmem gerekirse bu yazının 2018’in yaz aylarında yayınlanmasını planlıyordum. Daha doğrusu yazmayı planlıyordum diyeyim 🙂 Ya IGN’in operasyonlarını durdurup PlayStation’ın ajans tarafında PR sorumlusu olarak işe başladığım Haziran ayında ya da IGN ile kontratımın resmi olarak sona erdiği 1 Eylül tarihinde yazmak istiyordum. İstemsiz bir şekilde yazıyı erteledim de erteledim. Belki de IGN hayalinin bitmesini kabullenmek istememiş olabilirim. Çok önemli bir adımdı benim için, sonucunda başarısız olsa da bana çok fazla şey öğreten bir süreç oldu. Ayrıca her zaman gururla taşıyacağım bir geçmişe sahip oldum. Süreç içerisinde tanıdığım mükemmel ekip arkadaşlarım da cabası.

2019 yılında yarıda bırakma alışkanlığından vazgeçerek işlerimi / eksiklerimi tamamlayacağım bir sene geçirmek istiyorum. Okumadığım ama hep istediğim, kütüphanemde bana bakan klasik kitapları; hep içimde kalan aklımı tırmalayan Skyrim, Witcher 3 gibi oyunları; izlemediğim ama hep eksikliğini hissettiğim klasik filmleri izleyip bitireceğim; ertelediğim kurslara katılacağım bir sene istiyorum. Ama sadece bunlarla ertelediklerimi kapatmak olmaz, geçmişle de yüzleşmek gerekiyor. Bu yüzden de bu yazıyı bitirerek başlamak istiyorum yeni seneye. IGN ve oyun basını maceramla son kez vedalaşmak, tüm süreçten öğrendiklerimi yanıma alarak devam etmek istiyorum…

In a different form
Do you like Jestman's articles? Follow on social!