Cyberpunk 2077 çıktıktan sonra öyle şeyler oldu ki, ben de etrafta gördüklerimle ilgili derdimi anlatmak istedim. Twitter’ın 280 karakteri bunun için yeterli değil, her ne kadar flood yapılabilse bile daha kısa kelimeler seçildiği için orada insan sanki atarlı davranıyormuş gibi gözükebiliyor. Ayrıca PlayStation Türkiye ile PR tarafında çalıştığım için söyleyeceklerimin resmi birer açıklama gibi algılanmasını da pek istemiyorum. Kişisel blog bu konuda çok daha güvenli liman diyebilirim.

The Witcher 3’ü seven (ilk çıktığında oynamış ancak yarım bıraktıktan sonra pandemi sebebiyle bu sene tekrar sıfırdan başlayıp bitirmiştim) ve CD Projekt Red’e saygı duyan biri olarak ben de herkes gibi şaşırarak izledim olayları. Peki kısaca ne oldu? Cyberpunk 2077, 3 kez ertelenmenin ardından 10 Aralık’ta piyasaya çıktı. Oyunda onca bug / hata olmasının yanı sıra, birçok kez çökme problemiyle karşılaşılıyor, daha da ötesinde son nesil konsollarda yani PlayStation 4 neslinde oyun ciddi anlamda kötü gözüküyordu.

Ben Cyberpunk 2077’yi PlayStation 5’te oynadım. Ama bu tabii insanları yanıltmasın; oyunun gerçek bir PlayStation 5 sürümü bulunmuyor. PlayStation 4 versiyonundan bir tık farklı halini oynatıyor. Bir tık farklı diyorum çünkü tam olarak PS4 sürümü de sayılmaz. Oyun yüklenirken büyük bir güncelleme olmasa da PS5’e daha uyumlu hale getiren bir güncellemeyi otomatik alarak yüklüyor konsola. Rakamlarla konuşmak gerekirse PS4 sürümü 70 küsür GB yer kaplarken, PS5 sürümü 102 GB indiriyor. Dolayısıyla aslında PS5’in DualSense gibi özelliklerini ya da SSD’nin özel sıkıştırılmış veri iletme hızı gibi özelliklerini kullanmasa da, PS5 mimarisine uyumlu hale getiren ve grafik anlamında düzeltmeler içeren bir versiyon diyebiliriz.

Yine de oyunu ilk açtığımda PS5’te hayal kırıklığı yaşadığımı itiraf etmem gerek. İlk başta oyunun bulanık olduğunu düşünüyordum. Ben mi öyle düşünüyorum acaba diye düşünürken internetteki mevzular patlak verdi. Üstüne gelen 1.04 Hotfix ile grafikler gözümde biraz daha düzeldi. Ama sonra dönüp birkaç PS5 oyunu oynayıp (FIFA 21’in next-gen versiyonu inanılmaz güzel bu arada) dönüp tekrar Cyberpunk 2077’ye bakınca yine kötü gelmeye başladı. Olay tamamen alışkanlık meselesi, ben nihayetinde Ray Tracing mutlaka olsun peşinde koşan biri değilim. Deneyim ve verdiği haz çok daha önemli kesinlikle.

Deneyim demişken tabii oyunu oynayabilen şanslı kesimden olduğumu itiraf etmem gerek. Her ne kadar şu ana kadar toplamda 5 kez oyun çökmüş olsa da hızlı bir şekilde kaldığım yerden geri oyunu açtım. Benim için şu ana kadar çıldırdığım bir özellik olmadı. Tam bir “hatalar olur” mottosunu benimsemiş bir insanım, onun da etkisi olabilir.

Şimdi bazı konularda soru cevap gibi başlıklarla devam etmek istiyorum ki konuları birbirinden daha rahat ayırabilelim.

Cyberpunk 2077 beklediğimiz gibi bir oyun değilmiş!

Ne bekliyorduk ki? Twitter’da bir yorum gördüm, adamın iade etme sebebi karşılaştığı hatalar değil, bu oyunun o uzun zamandır beklenen, oyunun kuralını değiştirecek (game changer), aşırı yenilikçi bir oyun olmamasıymış. Gerçekten öyle bir şey mi bekliyorduk? Beklememiz mi gerekiyordu daha doğrusu? Ben Witcher’ın Cyberpunk temalı halini bekliyordum açıkçası. Yine ve yeniden, her zaman olduğu gibi beklentiler yine devreye girmiş burada. Beklentileri arşa çıkaran insanlar haliyle son sürat yere çakılıyorlar. Oyun çıkmadan ödülleri peşinde koşturacak demek çok iddialı. “Oyunu aşırı bekliyorum, çok heyecanlıyım” demek her ne kadar doğal ve doğruysa, “çıktığında tüm ödülleri alacak, oyunun kuralını yeniden yazacak” demek de o kadar yanlış.

Hikaye çok başarılı değil, senaryo iyi yazılmamış

Bu çok ayrı bir konu. Henüz hikayeyi bitirmediğim için bu konuda bir şey söyleyemem. Ama genel olarak bir aşırı gerçeklik algısının arandığı bir dönemdeyiz sanki. Aslında aranan şey gerçeklikten öte, sırıtmaması desek daha doğru olur. Çünkü zaten ütopik bir ortam yaratmanın getirdiği büyük zorluklar ya da kopukluklar olacaktır. Ama yok biz Jackie ile tanışmışız video girmiş o kadar iş yapmışız, sonra arkadaşımız biyoçip uzatıp bizi eğitime sokuyormuş ne alakaymış. Yani temelde katılıyorum da bu bir oyun yahu. Her zaman bir şeyi daha iyi yapabilirsin, daha iyi kurgulayabilir, daha iyi yedirebilirsin tabii ki ama buraya takılmak bana sadece eleştirmiş olmak için eleştirmek gibi geliyor.

PlayStation bu oyuna nasıl sertifika verdi?

Bu konuda da aslında yeterince açıklama yapıldı sanırım internette. Sertifika sistemi, oyunun kalitesini ya da hatasız çalıştığını göstermez. Konsola verdiği zarar ana konu ama birçok kritere bakılıyor. Bu kriterler hayati öneme sahipse reddediliyor, değilse de Day 1 güncellemesi alacak denilerek sertifika veriliyor. Yani oyunun haritasının yüklenmemesi bir sorun, ama kaplamaların geç ya da bazen hatalı yüklenmesi sertifika için bir sorun değil. Muhtemelen raporlanıyordur tabii, ancak firmaların ilk gün güncellemesiyle çözmesi bekleniyor. Sony bize düzelteceğimize dair güvendi açıklaması da aslında buradan geliyor. CDPR, beklenen ilk gün yamasını yapamadıklarını itiraf ediyor. Bu arada sertifika sistemini ben de herkes gibi internetten biliyorum ama oyun bu kadar hatalı çıktığında da hiç aklıma gelmezdi sertifika olayı. En başından beri sertifikanın başka bir konuyla alakalı olduğunu biliyordum. Sanki biraz konuyu pek bilmeyenlerin ortaya attığı, sonra da alevlenen bir konu olmuş.

İade süreçlerine girmeden önce sizi geçmişe götüreyim

Ortalığı en çok karıştıran da sanırım iade konusu oldu. CD Projekt Red’in oyun dünyasında bir algısı var; oyuncu dostu firma. Ben bunu söylemenin çok iddialı olduğunu düşünüyorum. Oyuncu dostu olmayı biraz daha tanımlamamız gerekiyor. Ben olaya farklı bir boyuttan yaklaşmak istiyorum. CD Projekt Red’in (kısaca CDPR) gelin köklerine inelim.

CD Projekt (RED değil), ilk olarak Polonya’da bir oyun ithalatçısı olarak kuruldu aslında. Hani bugün Gog ile oyun satıyorlar ya, bazıları arkadaş ne alaka siz oyun satıyorsunuz diyor. İşte adamların asıl işi oyun satmak. CD Projekt, uzun yıllar oyun satıp para kazandı. İsmini de oyunları Polonya diline yerelleştirerek duyurdu. Özellikle BioWare ile yaptıkları işler firmaya büyük başarı sağladı. Fakat sonrasında oyun yapmaya merak salıp kolları sıvadılar. Bunun için de halen minnettar olacağımız şekilde Polonya’nın ünlü fantastik yazarı Andrzej Sapkowski’nin kitabının oyun haklarını alarak işe başladılar. Sonrasında CD Projekt RED isminde bir oyun geliştirme stüdyosu kuruldu, işe alımlar yapıldı, hatta BioWare’den grafik motoru alındı ve geliştirme başlandı. Sonrası malumunuz; The Witcher, The Witcher 2, The Witcher 3 derken CDPR, en ünlü firmalardan biri haline geldi. Bu süreçte, daha doğrusu The Witcher 3’ün çıkışından önce Cyberpunk isimli masaüstü oyununun da haklarının alındığı ve geliştirme sürecinin başlandığı açıklandı. Cyberpunk bir anlamda kumar demekti sanırım, firma ilk defa Withcer dışında bir oyun geliştirecekti.

Sırtını Witcher’a dayadı dersek pek doğru olmaz, ancak Witcher gibi bir eserin oyununu geliştirmek tabii ki bazı zorlukların yanında kolaylıklar da getirdi. Bunun en önemlisi ise her bir karakterin geçmişinin sağlam bir hikayeye dayanıyor oluşu. Geralt, Ciri, Yennefer, Triss, Dandelion ve diğerleri… Hepsinin geçmiş hikayeleri kitaplarda anlatıldığı, oyunlar da kitaplardan sonra geçtiği için aslında hazır oluşturulmuş karakterlere oturdular diyebiliriz. Bu çok ama çok önemlidir. Çünkü bir karakterinin geçmişinin olması, gelecekte de nasıl davranacağını büyük oranda şekillendirir. Karakter yazımında genellikle (metotlar değişebilir, o yüzden genellikle diyorum) geçmişinden başlanır ki, geleceği daha tutarlı olabilsin. Belki birçok NPC dışında Witcher’da bu sorunu yaşamadılar. Peki Cyberpunk… İşte orası tamamen yeni bir dünya.

Karakter yaratmak kolay değildir. Birçok film bile senaristin bu süreçteki hatasından ya da yönetmen veya oyuncunun karakterin geçmişini iyi yansıtamamasından gelen tutarsızlıklardan eleştirilir. Cyberpunk 2077 de burada biraz çuvallıyor ama neyse aslında bu başka konu. Ben başka bir şey anlatırken konu ne ara buraya geldi 🙂

Altını çizmek istediğim nokta şuydu, CD Projekt bir oyun dağıtım firmasıyken, CD Projekt Red ise oyun yapım firması olarak doğdu. Fakat hayatında Witcher serisi dışında bir oyun geliştirmemiş firmanın gelen yeni oyunundan (ki onlara göre de bu bir kumar aslında) aşırı bir beklenti içerisinde olmak zaten baştan hataydı.

Neyse ne diyorduk, oyuncu dostu firma. Şimdi CDPR (artık Red ile birlikte söyleyelim öyle anıldıkları için) evet oyuncu dostu ama daha önemlisi bunlar zaten oyuncu insanlar. İşlerini en başından beri severek yapan insanlar. Böyle diyerek diğer firmaları zan altında bırakmayalım. Pek çok oyun geliştirici firma zaten oyuncu dostudur. Sadece oyun geliştiricisi olan firmaların çok çok büyük bir kısmı için bunu söyleyebiliriz. Peki oyuncuları paragöz olarak gören firmalar kimler? Dağıtımcılar. Ancak onları da şeytani firmalar olarak görmemek lazım, bazen gördüğünüz kalitenin oluşmasını sağlayan da o firmalardır. Zira finansman, her meslekte olduğu gibi bu sektörün de can damarı. Oralara da şimdi çok girmeyelim yoksa yazı okunmayacak kadar uzun olacak (çünkü çok para kazanmak ile insanların paraya bakışı arasında garip bir ayrım var). Kısacası anlatmak istediğim şey, hemen her oyun geliştiricisi aslında oyuncu dostudur ancak CDPR’ın hem yapımcı hem dağıtımcı olması, bazı işlerin inanılmaz kolay olmasını sağlıyor. Oyuncuları sevindirecek kararları daha hızlı alabiliyorlar çünkü arada ekstra para kazanan bir şirket olmayınca, haliyle şunu da bedava verelim diyebiliyorlar.

Cyberpunk 2077’de yaşanan birçok sorun da buradan kaynaklandı aslında. Hızlı karar, bazen firmaları ölüme sürükleyebilir. Dağıtımcı firmanın “bu oyun böyle çıkarsa çok daha büyük imaj kaybına uğrarız, ertelemek zorundayız, oyunu çıkartmıyoruz” tokadı olmayınca, haliyle tamam bari bu şekilde çıkartalım denilmiş belli ki. Çünkü geliştiren de, çıkartan da, dağıtan da CDPR. Bazen büyük, kurumsal şirketlerin departmanları genelde süreç uzatıcı gibi gözükseler de bu tarz problemlerin de önüne geçerler. Tıpkı beynin içinde ego, süperego ve id’in çarpışması gibi, kurumsal departmanlar hararetli toplantılar yapar ve en mantıklı sonuç seçilmeye çalışılır. Çalışılır diyorum çünkü tarih birçok kez verilen hatalı kararı da yazmış durumda. Ancak siz bu kısmı kısa devre yaparak her düşündüğünüzü uygular hale gelirseniz, bazen sevilir (The Witcher 3 ile alınan kararlar), bazen de nefret edilirsiniz (Cyberpunk 2077 ile alınan kararlar).

Biliyorum epey uzun bir yazı oldu ve konuyu da o kadar dağıttım ki, toparlayamayacağımı düşünmeye başladım. O yüzden daha da uzatmadan hızla toparlama kısmına geçeyim.

İade süreci demiştik

Uzun uzun anlattığım şey, şimdi yazacaklarımla biraz daha kafanızda oturacaktır. Görünen o ki (herkes gibi dışarıdan gördüklerimle yorumluyorum) CDPR, durumu kurtarmak için çok acele bir toplantı yaptı ve kendi çizdiği imajı sürdürmek adına oyunu dileyen herkese iade edelim dediler. Şimdi toplantıdan bu sonuç çıktığı zaman önce gidersin, oyunu satan platformlara söylersin, oyunu şu şu sebepten geri çağırıyorum dersin. Fakat gördüğümüz kadarıyla CDPR, toplantıdan hemen sonra hızlıca bir açıklama tweeti atmış. İlla ki platformlara da bilgilendirme yapılmıştır ancak platformlar bunu kayıtsız şartsız kabul edecek diye bir şey yok, önce ortak karar alınana kadar süreç yürütülmeliydi.

Tweet üzerine haliyle internette birçok iade sebebi döndü. Oyuncuların da bir kısmı oyunu iade etmek istediler. Sonrasında da yine bugün gördüğümüz PlayStation mağazasından oyunu kaldırmaya kadar gitti iş. Ben bu olayın da çok büyük bir skandal olduğunu düşünmüyorum. Çünkü demiştim ya “hatalar olur” insanıyım. Her şeyin de bir ilki vardır sonuçta, düzeltilir illa ki. Sony, bu kadar iade gelen bir oyunu şu an satmanın mantıklı olmadığını düşünüyor, haklı. Bence Sony burada neşteri vurmadı, büyük bir mesaj vermedi. Sadece gelecekteki al-oyna-iade et durumlarının önüne geçip, CDPR’a durumu düzeltmesi için süre verdi.

Süreç biraz şöyle işledi sanki; bir araba üreticisi, onca sorun bildiriminden sonra dedi ki “bütün x model aracımı alan müşteriler, en yakın bayiye giderek araçlarını iade edebilir ve para iadesi alabilirler” ya da “bayiye gidip sorunlu parça değişimini ücretsiz yaptırabilirler”. Tamam güzel ama bunu söylemeden önce işin altyapısı kurarsın, parça değişimi olacaksa parçaları hazırlar, bayilere gönderir ve bayileri de önden bilgilendirirsin müşteriler size gelecek diye. Eğer bayiyi bilgilendirmezsen, müşteri bayiye gittiğinde bize böyle bir bilgi gelmedi cevabıyla karşılaşırsın. İstersen gazete haberini göster, bakın haberi çıktı diye. Hiç önemi yok, üst kademeden bayiye resmi bilgi gelmedikçe niye ücretsiz parça değiştirsin ya da para iadesi yapsın. Haliyle iade etmek isteyen oyuncular ile destek elemanları arasında yaşanan diyaloglar sanki buna benziyordu.

Artık toparlayayım…

Çok uzattım farkındayım, buraya kadar düşüncelerimi okuduysanız teşekkür ederim. Uzun uzun yazdım ama kısacası şu ana kadar oluşan sürecin hem oyuncuların pek bir dayanağı olmayan büyük beklentisi, hem de CDPR’ın kötü süreç yönetiminden kaynaklandığını düşünüyorum.

Tabii CDPR’ın tutarsız davranışları da var fazlasıyla. Mesela diyor ya biz oyunu yaparken yeni nesle odaklandık, PS5 sürümüne dikkat etmekten PS4 sürümünü atladık diye. Yahu sen oyunu Şubat ayında mı Mart ayında mı ne çıkarmayacak mıydın? O zaman PS5’in daha DualSense’i bile tanıtılmamıştı değil konsolun kendisi. Tamam oyun tamamlanmadığı için zaten ertelendi ama demek istediğim şu; konsol süreci en başından beri aslında PS4 yani mevcut nesil için geliştiriliyordu. Yeni nesilde iyi çalışıp eski nesilde kötü çalışmasının bahanesi kesinlikle yeni nesle odaklanmak değil. Aksine, zaten yeni neslin mimarisini kullanmıyor ki oyun, tamamen eski neslin mimarisine uygun bir şekilde tasarlanmış. O yüzden bu çevirme çabaları, yok eski nesli unuttuk, zaman ayıramadık falan tamamen laf salatası. Arka planda, geliştirme aşamasında belli ki çok farklı olaylar dönmüş ve bunları kısa süre içerisinde muhtemelen öğrenemeyeceğiz.

Sizin de oyun hakkında düşüncelerinizi duymayı çok isterim. Yorumda aklınızdan geçenleri belirtirseniz çok sevinirim.

Jestman'in yazılarını beğendin mi? Sosyal medyadan takip edebilirsin!